“Yeşil ve mor.Hidrojen ve helyum. Evrenin hammaddeleri.Kırmızı ve mavi.Nitrojen ve oksijen. Dünya’daki hayatın yapıtaşları.
Bizim yaşayabilmemiz için bunun gibi yıldızların ölmeleri gerekiyordu.Ciğerlerimizdeki oksijen,dna’mızdaki nitrojen Dünya daha doğmadan çok önce ölen yıldızlarda nükleer füzyonla üredi.Bizler yıldızların nükleer atıklarından oluşuyoruz.Soyağacımız burada başlıyor.”

Yeşil ve mor.Hidrojen ve helyum. Evrenin hammaddeleri.
Kırmızı ve mavi.Nitrojen ve oksijen. Dünya’daki hayatın yapıtaşları.

Bizim yaşayabilmemiz için bunun gibi yıldızların ölmeleri gerekiyordu.Ciğerlerimizdeki oksijen,dna’mızdaki nitrojen Dünya daha doğmadan çok önce ölen yıldızlarda nükleer füzyonla üredi.Bizler yıldızların nükleer atıklarından oluşuyoruz.Soyağacımız burada başlıyor.”

"Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya" /Kazım Koyuncu

"Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya" /Kazım Koyuncu

Hiç otobüste yanınıza oturan birine sarılmak istediniz mi? Hatta bir değil iki kişiye , biride küçük tatlı bir çocuk.Nedense babaların çocuklarıyla vakit geçirmeleri onlara davranışları beni duygulandırıyor.Annelerden hep daha az gördük çünkü onları ,rahat bıraktık,sınırlamadık.Buna rağmen sevgisini ben bile hissettim , bir koltuk uzaktan.

Yağmurlu akşamların hak ettiği sıcak çekirdek,sessizlik,biraz yürüyüş ve ciğerlerini doya doya doldurmak bence.Yanına anne zoruyla şemsiye alıp açmamak için direnmek, “Yeter tüm yaz terledik zaten.” diyip ceketini almadan evden çıkmak , inadına üşümek değil midir, inadına ıslanmak.Sahi “Yaz yağmuru nolacak sanki.” diyemiyoruz artık değil mi? Eylül olduk artık.
Niye bu kadar korktuk ki sonbahardan.Yazın oturacak yer bulamayıp merdivenlerine oturduğum parka “Şimdi yine kalabalıktır nerde oturcam ben! ” diye düşünüp yürürken bir anda parkın bomboş olduğunu görünce şaşırıverdim.Ben parkta koşan çocuklar,çekirdek çitleyen insanlar falan bekliyordum.Tüm evlerin ışıkları açık.Gerçekten insanlar evlerinde napıyorlar bu havada?Boğulmadık mı yeterince? “Hadi bi’kalk hava alalım.” denirdi eskiden cidden eskidi mi o cümle?
Yapraklar yerlerde sapasağlam,yapayalnız duruyor gençler.Onların ezilmeye, ezilirken çıkardığı sesle mutlu olan insanlara ihtiyacı var.Sonbahar sokaktır,havadır,buluttur falan.Unuttuk mu?

Bir türlü doğru dürüst yanamayan tütsümüz,is kokmuş perdeler ve loş.Böyle geceler oda kötü koksa bile güzel kokuyor,samimi kokuyor.

Bir türlü doğru dürüst yanamayan tütsümüz,is kokmuş perdeler ve loş.Böyle geceler oda kötü koksa bile güzel kokuyor,samimi kokuyor.